Deneme

İçsel Hesaplaşmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İçsel Hesaplaşmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2010 Salı

Hazan Mevsimi





Bu şehre sonbahar gelmiş. Beklenmiyormuşcasına birden gelivermiş sanki. Kaplandı gökyüzü kara bulutlarla. Çocuklar sokakta değil artık. Pencere kenarından izliyor kimisi yağan yağmuru. Herkes kabuğuna çekildi. Bir yalnızlık çökmüş kente. Hem de bunca kalabalık içerisinde.
Uzun zamandır beklenen eski bir dost oysa sonbahar. Ölüm gibi. Dışarda yağan yağmur ve odamın serinliği, sona giden yolun varlığının habercisi. Yapraklar sararmada,tek tek ömrünü tamamlayıp yere düşmede gözleri. Bir kasvet havası gelmiş her nesnenin üzerine.
Bunaltıcı yaz sıcaklarından sonra hazan mevsimi bir kurtarıcı aslında. Yetişmiş imdada. Su olmuş, yağmur olmuş.Ölüm kapıda. Yazın ölümü sonbahara müjde. Her bir ölüm aslında yeni bir doğum değil mi?



Her bir yağmur tanesini taşınan bir melek. Her yer nur dolu görebilene. Bazen insan görmek istemiyor gözünün önündekini bile.
Ey Kalplerin Sahibi, kalplerimize huzur ver. Sonbahar bilenlerin mevsimi. Bizleri de bilenlerden eyle. Bilmek her zaman yetmese de.

10 Ağustos 2010 Salı

Yine, Yeni, Yeniden

Bu gün yeni bir başlangıç
İyiye, doğruya, güzele
Su gibi berraklaşmaya
Huzura gark olmaya
Sukunete, dinginliğe
Tüm hatalarla, yanlışlarla, eksiklerle
Tazelenmeye, yeniden filizlenmeye
Tamamlanmak üzere
Bize sunulmuş yeni bir lütuf
Sonuna kadar açılmış kapılar
Hem vermek, hem almak için
Hem dağıtmak hem toplamak için
Hem yanmak hem sönmek için
Yanarken kanmak için
Dualarda çoğalmak için

7 Kasım 2009 Cumartesi

Zaman Sudan da Hızlı Akar Zaman Zaman


Herkes bir yerlere yetişme, eldeki işleri tamamlama peşinde. Bir koşturmadır devam edip gidiyor. Ne işler bitip tükeniyor, ne de zaman yetiyor.
Nedir sorun? O kadar çok mu ki işimiz? Ben sözde zamanı kendime göre esnetebilenlerdenim. Şanslı grup içinde olduğumu itiraf etmeliyim; ama ne var ki zamanın hızına ben de yetişemiyorum. Her yeni gün ayrı bir koşturmayla sonlanıyor. Akşam eve geldiğimde hayli tükenmiş oluyorum. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken ''Günümüz nasıl geçiyor?'' konusunu irdeledik.
Arkadaşım dedi ki: ''Bütün gün yaptıklarımızı akşam eve geldiğimizde ayna karşısında sesli olarak ardarda sıralasak, karşımıza çıkacak tablo çok aptalca olacak. Bir sürü gereksiz şeylerle günümüzü doldurmuş olduğumuzu fark edeceğiz''.
Biraz ağır bir söylem belki. Biraz abartı boyutu da olabilir arkadaşımın söylediklerinde. Ama tamamen haksız diyemeyeceğim. Malesef yüzde elliden fazla bir haklılık payı var sözlerinde.
Bir günümüzü değerlendirelim akşam eve geldiğimizde. Hatta eve geldikten sonraki zamanı da katarak yatmadan önce bir değerlendirmede bulunalım. Gün içinde kimlerle neler konuşmuşuz; bunların hangileri ne kadar gerekli, hangileri ne kadar da fuzuli imiş; neler dinlemiş, kulağımızı ve kalbimizi gereksiz nelerle doldurmuşuz bir düşünelim lütfen. Ruhumuzu etkileyen dış dünyamız ne kadar bizim kontrolümüzde acaba? İstemeden reddettiklerimiz, kırdığımız üzdüğümüz ve dahi küstürdüğümüz kalpler. Hangisi ne kadar gerekliydi hayatımızda.
Varsın zaman hızla geçedursun. Gelin biz kendimize güzel zamanlar ayıralım.Yalnızca bize ait. Hesaplaşma zamanları. Kendimizle yüzleşelim. Kırdığımız kalpleri, hatırını koyduğumuz gönülleri bir bir seçelim. Onları tamir etme zamanı olsun bu zamanlarımız. O yüreklere ulaşmaya gücümüz yetmiyorsa en azından onlar için dua edelim, iyi dilekte bulunalım. Ne dersiniz? Hoş olmaz mı?
Çok mu zor? Kolay değil muhakkak. Ama en azından bu zamanların hafifliğini hissetmek için dahi denemeye değer.