Deneme

Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2010 Salı

Hazan Mevsimi





Bu şehre sonbahar gelmiş. Beklenmiyormuşcasına birden gelivermiş sanki. Kaplandı gökyüzü kara bulutlarla. Çocuklar sokakta değil artık. Pencere kenarından izliyor kimisi yağan yağmuru. Herkes kabuğuna çekildi. Bir yalnızlık çökmüş kente. Hem de bunca kalabalık içerisinde.
Uzun zamandır beklenen eski bir dost oysa sonbahar. Ölüm gibi. Dışarda yağan yağmur ve odamın serinliği, sona giden yolun varlığının habercisi. Yapraklar sararmada,tek tek ömrünü tamamlayıp yere düşmede gözleri. Bir kasvet havası gelmiş her nesnenin üzerine.
Bunaltıcı yaz sıcaklarından sonra hazan mevsimi bir kurtarıcı aslında. Yetişmiş imdada. Su olmuş, yağmur olmuş.Ölüm kapıda. Yazın ölümü sonbahara müjde. Her bir ölüm aslında yeni bir doğum değil mi?



Her bir yağmur tanesini taşınan bir melek. Her yer nur dolu görebilene. Bazen insan görmek istemiyor gözünün önündekini bile.
Ey Kalplerin Sahibi, kalplerimize huzur ver. Sonbahar bilenlerin mevsimi. Bizleri de bilenlerden eyle. Bilmek her zaman yetmese de.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Söyle Bana Nar Çiçeği




Söyle bana nar çiçeği. Eski ramazanlardan söyle, bayramlardan söyle. Herşeyin son sürat eskidiği dünyada yeni kalan ne var onu da söyle.
Eski bayramlar şüphesiz ki herkese göre çok güzel ve yeni bayramlar da bir o kadar tatsız. Nedenine kimsenin inmediği bu konu bayram öncesi aklıma takıldı. Eski bayramlarda vardık, o halde o günleri daha keyifli yapan nedir bunları düşünmek gerek. O günlerdeki muhabbet ortamına ne oldu? Hala kapılarını çalabileceğimiz büyüklerimiz yok mu oldular. Belki şeker isteyemeyebiliriz artık ama ellerini öpüp hayır dualarını alabiliriz pek tabi.
Eski bayramlar denince neler gelir aklınıza. Benim aklıma sabahın erken saatlerinde kalkarak hazırlanmaya başlanan tatlı telaşeli sofralar gelir. Bir de babannemin bayrama has yapmış olduğu oğamaç çorbası.
Bayram namazından sonra eve dönüşle başlayan bayramlaşma faslı herkes birbiriyle bayramlaşana kadar devam eder. Küçüklere harçlıklar, ufak hediyeler verilir. Büyüklere de duayla yetinmek kalır. Muhabbetle kahvaltı sofrasına oturulur. Uzun süren kalabalık sofraların ardından devam eder muhabbet.
''Evde bir bayram havası'' derler ya , buram buram 'bayram' kokar ev. Fırından yeni çıkmış taze ekmek kokusu gibi. Herkesin yüzü güler. Küsler barışır, kırgınlıklar giderilir. Kapı kapı gezilir. Uzak yakın demeden, büyük küçük ayırt etmeden.
Öte taraftan bir miktar nostalji havası oluyor elbette. Çocukluktaki bayramlar hala aynı yaşansa da eskisi kadar keyifli gelmeyebiliyor insana. Eskisi kadar sorumluluktan uzak, özgürce yaşayamıyor olmamızdan belki.
Bayramlar günümüzde çoğu kesimde tatil gibi algılanıyor. Çok üzücü bir durum bu. Halbuki bu günler birer fırsat. Kalp kazanmak, kapalı kapıları açıvermek için. Mutlu etmek-mutlu olmak için. Razı olunmak için. Bu günleri iyi değerlendirmek lazım.
Bizler değerlerimize sahip çıkmazsak bizden sonra gelecekler bu bayramların adını dahi duyamayabilir. Bayramları gerçekten bayram havasında yaşayarak örnek olmamız gerek diye düşünüyorum.
Gelin bu bayram kapı kapı gezelim. Eskiden olduğu gibi. Çekinmeden çalalım komşumuzun kapısını. Güler yüzle açalım kapımızı herkese. Ufak hediyelerle gönüller alalım, küsler varsa barışmalarına vesile olalım, özellikle büyüklerimizin hayır dualarını alalım. Naçizane tavsiyemdir.

15 Ağustos 2010 Pazar

İyilik Sarmış Dört Yanı


Şu an Ankara'da iftar vakti için son yarım saat. Uzun yaz günlerinde iftarı beklemek gerçekten daha zor oluyor. Öğleden sonra artık dört gözle herkes iftarı bekliyor.Evde olduğumuz zaman vakit daha da bir yavaş geçiyor sanki. Açlıktan ziyade susuzluk insanı zorluyor. Ama kimsenin aklında su içmek yok. Vakit dolana kadar.
Yemiyoruz, içmiyoruz, hayatımızda yanlış olma ihtimali olan hiçbirşeyin yeri yok özellikle bu dönemde.Arınıyoruz. Önce midemizle birlikte iç organlarımız arınıyor. Kalbe kadar gidiyor bu arınma.Bedava detoks yapıyoruz herkes avuçla para dökerken. Allah'ın bir lütfu bu da.
Susuzluk zorluyor insanı açlıktan ziyade. Sabır diyoruz. Sabrediyoruz. İrademiz kuvvetleniyor. Kendimize daha bir güvenir olabiliyoruz.
Aç ve susuzların halinden daha bir anlıyor, yardım elimizi uzatmak için ikinci bir kez düşünmüyoruz bile. Bu günlerde yapılan iyiliklerin mükafatı sair zamanlara göre yetmiş kat fazla.
Ne mutlu ki bunları idrak edebilecek şekilde gelmişiz dünyaya. Güzel bir ailede yetişerek, güzellikleri görerek yetişmek gerçek anlamda fark yaratıyor.
Ne kadar bereketli bir aydayız değil mi yahu? İyilik sarmış dört bir yanımızı. Yanlış bir şeye sürüklenmek için aşırı çaba harcamak gerek neredeyse. Bereketinden nasiplenebiliriz inşallah.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Bugün Bir İyilik Yapın Kendinize

Abant-Bolu

Bu sabah doğan gün sizin olsun. Sizin için basit ama anlamlı birşeyler yapın. Benim aklıma gelen fikir çok ama herkese uymayabilir. Bir kaç örnek yazayım aklıma gelenlerden:
-Uzun zamandır aramadığınız arkadaşınızı arayın.
-En sevdiğinize (eşiniz, bebeğiniz, aileniz, arkadaşınız vb.) güzel bir armağan verin. İçinde kendi emeğiniz olan. Güzel bir sofra hazırlayın mesela. Ya da bir kek yapıp komşunuzun kapısını çalın.
-Ufak bir kart hazırlayın samimi cümleler içeren. Aklınıza ne geliyorsa artık. Bir iyilik yapın ve bu iyiliğin mutluluğu sizinle birlikte tüm paylaştıklarınızı sarsın.
Hiçbirşey gelmiyorsa elinizden dua edin. Güzel şeyler dileyin. Hayal gücünüz yettiğince. Ve tebessüm edin herkese. Dua ve tebessüm iki büyük anahtar elimizde. Kilitli kapılarımızı açmamız için. Açalım tüm kapılarımızı ve huzur dolsun heryere.

25 Temmuz 2010 Pazar

Şirin Ev

Şirin Evin Bahçesinden

Yaşanılan her mekanın kendine ait bir ruhu olduğuna inanmışımdır hep. Yıllar sonra gittiğim bir köy evinde de aynı hissi yaşadım. Önceleri içinde yaşanan şirin bir köy evi iken kullanılmamaktan dolayı küskünleşmiş gibiydi. Zaman onu da eskitmiş ve bir kenara itmişti. Sahibi o evden daha yaşlı belki de. Bu güne dek nice sıkıntılar atlatmış 80 ini devirmiş bir ihtiyar hatun. Hayatın ondan hep almasına karşılık o hep vermeyi seçmiş. Herkese taşıyabileceği kadar yükleniyor bu dünyada. Kimimiz daha güçlü bu teyze gibi, kimimiz ise çok daha zayıf.
Zaman eşyayı, evi, insanı herşeyi istisnasız herşeyi eskitiyor. Zamana karşı durabilen yok malesef. Miadı dolan devre dışı kalıyor. Kurallar böyle. Gün geceyi kovalıyor, mevsimler değişiyor. Her gelen kendinden öncekini bitiriyor.
Bazı hayatlar da bu ev gibi vadesi dolmadan terkediliyor. Yalnız kalıyor, yalnızlaştırılıyor adeta. Küsüyor haliyle.
Umuttur insanı yaşatan. Küskünlerin bahanesi bulunur elbet. İşte bu hayatlar miadı dolmadan devre dışı kalıyorlar malesef. Sessizce sonu beklemek acı olsa gerek.
Yaşlanmışlar daha bir hassas oluyorlar bu konularda. Kendilerini daha bir sona yakın görüyorlar istatistiki olarak. Onları yalnız bırakmamak gerek. Arada bir uğrayıp gönül evlerini şenlendirmek onlar için kafi. Bizim için çok da zor olmayan bir kaç kelam onlar için ne kadar kıymetli olur bilemeyiz. Onları unutmayalım ki yarın bizler de aynı yerlere geldiğimizde biz de unutulmayalım inşallah.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Yanındayım; Peki Ya Sen?

Hayat bazen öyle garip roller biçiyor ki bizlere. Farkında bile olmuyoruz kimi zaman soyunduğumuz rollerin. Bazen alan oluyoruz çaresizce, bazen veren. Bazen daha küçüğüz diyoruz, bazen de çok büyümüşüz.
Bir bakıyoruz figüran rolündeyiz. Neden sonra başka karelere kayıp başrollere çıkıyoruz. Tüm bu süreçte yalnız mıyız? Kendimi yalnız hissettiğim zamanlar olmadı değil. Hem de hatırı sayılır kalabalıklar içerisinde.
İnsana yanında olacak bir kişi yeter. Gerisi ikramiye. Üzüldüğü vakit başını yaslayabileceği bir omuz kafidir her zaman. Doğru insana denk gelmişsen tabi.
Kimdir bu doğru insan? Nereden bulunur? Sensin desem...
Hep doğru olmayı karşıdan beklemek yerine kendinde yaşatmayı denesen.
Bazen birileri olsa deriz yanımızda. Ama ilk adımı atmayı karşıdan bekleyerek. Belki haberi bile yok karşındakinin senin halinden. Belki onun hali bizden daha acıklı. Bazen durup düşünmek lazım. Her koşulda yanında olabilmek lazım. Sorgulamadan, sıkıp bunaltmadan.
Ben elimden geldiğince doğru insan olmaya çalışıyorum hayatın her alanında. Doğruluk iyidir ve iyi olan her zaman kazanır.
Cümleler doğrudur, sen doğru isen.
Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Gece

Gecenin geç saatleri..Yelkovan akrebi kovalarcasına hızla ilerlemede. Güzel bir gün sonlanmış, hayatın güzel kısımlarından dem vurulmuş.Bir düğüne gidilmiş. Sevgili dostlarımız artık eş olmuş. Sevdiğimiz insanlar görülmüş. Oğlum yemekler yemiş, gezmiş dolaşmış, sütünü içmiş, şimdi mışıl mışıl uykusunda.
Sıcak bir yaz akşamı. Her nedense kaçmış uykum. Keyifsiz miyim? Değilim galiba. Halimden de emin değilim :) Bir keyif hali var üzerimde. Sukunet ve huzur hali bu.
Herkesleri ayrı ayrı düşünmedeyim. Neden böyle oldum ben. Tüm yükler sırtıma yükleniverince gizliden bir keyif duyar gibiyim. Sorumluluklarım olmalı sanki fazladan. Anne olmak, eş olmak yeterince sorumluluk gerektirmezmiş gibi. Yanlış anlaşılmasın şikayetçi değilim halimden. Ne kadar yardım edebilirsem, gözlerimi kapadığımda yanımdaki sermaye ondan ibaret olacak çünkü. Şükür ki bunun bilincindeyim.
Pencereden hafiften rüzgar esiyor. Mutluyum. Sevgilim çoktan dalmış derin uykulara. Diğer yarım. Beni en iyi anlayan şu dünyada. Bazen onu gereğinden fazla ihmal ediyor olsam da çok anlayışlı kendisi. Yüzüne söylemiyorum ama duyarsa şımarabilir :D Şımarmaz aslında ama olsun. Şimdilik bu sayfayla aramızda.
Uyku vaktidir artık. Uykusu kaçan herkese güzel bir uyku dileklerimle. Turnalar girsin rüyalarınıza :)

7 Kasım 2009 Cumartesi

Zaman Sudan da Hızlı Akar Zaman Zaman


Herkes bir yerlere yetişme, eldeki işleri tamamlama peşinde. Bir koşturmadır devam edip gidiyor. Ne işler bitip tükeniyor, ne de zaman yetiyor.
Nedir sorun? O kadar çok mu ki işimiz? Ben sözde zamanı kendime göre esnetebilenlerdenim. Şanslı grup içinde olduğumu itiraf etmeliyim; ama ne var ki zamanın hızına ben de yetişemiyorum. Her yeni gün ayrı bir koşturmayla sonlanıyor. Akşam eve geldiğimde hayli tükenmiş oluyorum. Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken ''Günümüz nasıl geçiyor?'' konusunu irdeledik.
Arkadaşım dedi ki: ''Bütün gün yaptıklarımızı akşam eve geldiğimizde ayna karşısında sesli olarak ardarda sıralasak, karşımıza çıkacak tablo çok aptalca olacak. Bir sürü gereksiz şeylerle günümüzü doldurmuş olduğumuzu fark edeceğiz''.
Biraz ağır bir söylem belki. Biraz abartı boyutu da olabilir arkadaşımın söylediklerinde. Ama tamamen haksız diyemeyeceğim. Malesef yüzde elliden fazla bir haklılık payı var sözlerinde.
Bir günümüzü değerlendirelim akşam eve geldiğimizde. Hatta eve geldikten sonraki zamanı da katarak yatmadan önce bir değerlendirmede bulunalım. Gün içinde kimlerle neler konuşmuşuz; bunların hangileri ne kadar gerekli, hangileri ne kadar da fuzuli imiş; neler dinlemiş, kulağımızı ve kalbimizi gereksiz nelerle doldurmuşuz bir düşünelim lütfen. Ruhumuzu etkileyen dış dünyamız ne kadar bizim kontrolümüzde acaba? İstemeden reddettiklerimiz, kırdığımız üzdüğümüz ve dahi küstürdüğümüz kalpler. Hangisi ne kadar gerekliydi hayatımızda.
Varsın zaman hızla geçedursun. Gelin biz kendimize güzel zamanlar ayıralım.Yalnızca bize ait. Hesaplaşma zamanları. Kendimizle yüzleşelim. Kırdığımız kalpleri, hatırını koyduğumuz gönülleri bir bir seçelim. Onları tamir etme zamanı olsun bu zamanlarımız. O yüreklere ulaşmaya gücümüz yetmiyorsa en azından onlar için dua edelim, iyi dilekte bulunalım. Ne dersiniz? Hoş olmaz mı?
Çok mu zor? Kolay değil muhakkak. Ama en azından bu zamanların hafifliğini hissetmek için dahi denemeye değer.

9 Ekim 2009 Cuma

Avuç İçi Kadar Mutluluk Yeter

Çubuk-Ankara

Güzel günler düşlüyorum. Bu günlerde ileriye yönelik ufak çaplı planlar yapma hevesim depreşti. Kendim için, çevrem için bişeyler yapmak; insanları mutlu etmek istiyorum. Ama bazen öyle oluyor ki en çok mutlu etmek istediğim beni en çok üzen olabiliyor. o zaman da yaptığım/ yapacağım işlere dair şevkim kırılıyor isteğim açık pencereden kaçan bir kuş gibi kaçıveriyor. Ama neyse ki böyle anlar çok az.
Herşeyden önce herzamanki gibi iyi bir anne olmak istiyorum. Oğlum ayına göre normal kilosunda; ancak doğum ağırlığına göre biraz geriden giden bir bebek.Dün doktorumuzla oğlumu sıkı takibe aldık. Beslenmesine dikkat edecektik. Eve gelince gün boyu yediği miktarı doktor tavsiyesine göre artırdık. Gece oğlum feryat figan uyandı. Neredeyse soluksuz ağlıyordu. Çok korkunçtu o anlar. Ufacık bir bebek durup dururken neden bu kadar ağlasındı anlayamamıştık. Şok olmuş bir şekilde oğlumu sakinleştirmeye çabaladık. O an benim için nadir yaşanan anlardan biriydi. Kendimi çok çaresiz hissettim. Bir an kendimi koyverip oracıkta hüngür hüngür ağlayacaktım. Zor tuttum kendimi. Bir saat kadar karnına masaj, sıcak su vb uygulamayla ancak sakinleştirebildik yavrumuzu. Sanırım bunun nedeni gaz sancısıydı. Yeni yemek yemeye alışan bir bebek olduğu için bu tür durumlara artık alışmamız gerekecek gibi görünüyor. Sebebini bildikten sonra herşey sütliman oldu. Biz de bebeğimiz gibi sakinleştik ama o ana kadarki süreç hayli zordu.
İyi bir eş olmak istiyorum. Dün doktordan sonra işe gitmeyerek evde eşimin haftasonu ziyaretimizde fazlasıyla beğenerek yediği susamlı kek ile poğaça ve kurabiye yapmaya karar vermiştim. Evde hem oğlumla biraz vakit geçirecek hem de o uyuduğunda evime vakit ayıracaktım. Poğaçayla başladığım hamur işi yapma serüveni iş yerimden gelen telefonla son buldu. Hemen işe gitmem gerekiyordu. Poğaçalar zar zor piştiler. Hazırlanıp çıktım evden. Bu şekilde planlarımın bozulması hiç hoşuma gitmiyor. İşyerimde aksilikler mesai bitimine kadar devam etti. Ardından dışarıda yemek yedik ve evimize yollandık. Eşime işle ilgili aksilik olup da işe gitmem gerekmeseydi ona kek yapmak evle ilgilenmek gibi düşüncelerim olduğunu söyledim.Tepkisi her zamankinden farklı değildi. Benim bu işlere zaman ayırmaya uğraşmamamı, iş ve bebekle yeterince yorulduğumu söyledi. Neyse ki anlayışı bir eşe sahibim.
Bu günlerde farklı heyecanlar da katmak istiyorum hayatıma.
Bunlardan ilki yüksek lisansa başlamak. Okulu bitirdiğim yıldan beridir yuksek lisans hayalim vardı zaten dönem dönem depreşen sonra ortadan kaybolan. Ama artık bu yıl bahar döneminde ales e girmeye karar vermiş bulunuyorum. Mesleki açıdan bana getirisi olmayacak belki ama kendimi daha iyi hissetmeme farklı insanlarla tanışmama belki de okuldan sonra tekrar keyif alarak birlikte olabileceğim sosyal bir ortama yeniden kavuşmama neden olacak diye düşünüyorum.
İkincisi kitap okumak. Yanlış duymadınız bildiğimiz kitap ve okumak. Son zamanlarda kitap okumaktan oyle uzaklaştım ki suya hasret bir bitki gibi kitaba hasret yaşar oldum adeta. Bu ihtiyacı son zamanlarda sık sık hisseder olunca da hayatımda geniş bir okuma zamanı ayırma planı zuhur etti kendiliğinden.
Üçüncü heyecanım ise doğum sonrası hala veremediğim kilolarımdan kurtulmak için harekete geçmek. Bu yönde ufak tefek hazırlıklar yaptım bile. aktif olarak spor yapamayacak kadar hareketsiz ve ağır bir vucuda sahip olduğum için spor olayına yüzmeyle başlamaya karar verdim.3 yıl once gittiğim havuza kaydoldum. Eski mayomu henuz denemedim ama bonem hala oluyor kafama :D Ayrıca zaman ayırabilirsem yüzme öncesi yürüyüş yapmayı planlıyorum. Spor merkezinin etrafında çok güzel bir park ve yürüyüş alanı var ama zamanım olur mu ondan emin değilim. Bir de zayıflama kemeri aldım geçenlerde.Ne kadar işe yarar bilmem ama. 2 3 ay kadar oldu toplamda 5 kez kullanmadım. Faydası var mıdır bilen varsa söylesin :) Ona göre. faydalıysa kullanayım ben de.
İşyerimle ilgili planlarım var.Etrafta değişiklikler/yenilikler düşünüyorum. Ama bu konuda henüz netleşmiş bir düşüncem şimdilik yok
Uzun zamandır pek planlı programlı yaşayamıyorum. Ama bundan sonra biraz daha iyi olacak sanırım. Kendim dahil herkese zaman ayırabileceğim daha güzel zamanlar ümit ediyorum. Bir avuç mutluluk içeren :)
Sizlere naçizane tavsiyem sevdiklerinize zaman ayırın. Çünkü bu gerçekten çok önemli. Mutluluk içimizde. Onu kendimizde ve en yakınlarımızda arama vakti. Haydi rastgele :)

6 Ekim 2009 Salı

Simidimin Susamı, Sigaramın Dumanı

Birbiriyle çok alakalı olmamakla birlikte gayet kafiyeli bir ikili oldular zannederim simidimin susamıyla sigaramın dumanı.
Sigara dumanı hüznü çağrıştırır bende her zaman. Efkar moduna girerim. İçtiğimden ya da sevdiğimden değil, ama oyledir her nedense.
Simidin susamı da genelde böyle bi tür azlık-garibanlık ifade eder.O da ayrı bir hüzün sebebidir yüreğimin derinlerinde bir yerlerde.
Bu ikili bir aradaysa, bir de taze demlenmiş bir bardak çay varsa tamamlanır tablo.Sigara her ne kadar sağlığa zarar da olsa güzel bir tablodur ortaya çıkan.
Bugün gelen bir hastamla da aynı konulardan bahsettik. Kendisi yıllardır sinir hastası. Benim yaşımdan daha büyüktür belki ilaç kullanarak geçirdiği yılların sayısı. KOAH hastası aynı zamanda. Ve bilumum kronik hastalıklar sahibi.KOAH harekete geçmiş yine soğuk, dumanlı hava ve sigara üçlüsüne dayanamayarak.''Zor oluyor bırakamam ama azalttım'' diyor her seferinde, kendisi de inanmasa da. Bırakılmıyor istemeden de. Ama halinden de pek şikayetçi değil. Her gün önce doktora sonra bana uğramaya alışık olduğu için zor gelmiyor bu şekilde yaşamak ona.
Düşünüyorum; acaba ondaki zorlukların onda biri bende olsa nasıl olurdum? diye.Şükür diyorum başka da diyecek birşey bulamıyorum :)

Dipnot: sigara sağlığa zararlıdır :P bu kadar sigara düşmanlığı sağlıkçı olmanın yan etkisi sanırım :D

Dipnot2: Bahsettiğim hastam Şubat ayında ani bir kalp kriziyle vefat etti. Allah rahmet etsin