Deneme

Yol Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yol Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2010 Salı

Kınık Köyü



Bilecik'in Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık bir göçmen köyü. Temiz sokakları, sıvalı duvarlarıyla insanın içini okşayan bir köy burası. Bulgaristan'dan göç eden halk beraberinde çömlekçilik sanatını da getirmiş. Bu şirin köyden bahsedecek olmamın benim açımdan önemi köyün geçim kaynakları arasında bulunan çömlekçilik.



Burada birbirinden güzel ürünler bulmak mümkün. Topraktan yapılabilecek ne varsa yapmışlar. Güveç, testi, çaydanlık, saksı ve pek çok çeşit süs eşyası. Buradan bir yemek bir de yoğurt için iki boy güveç, kendime ve yakınlarıma hediye etmek üzere de birkaç farklı boyda testi alarak köyün merkezinden ayrıldık.



Köyden çıktıktan hemen sonra gördüğümüz leylek sürüsünden bir kare. Önce üzüldüm leylekleri havada göremedim diye ama hemen sonrasında havalanmaya başlayan leylekler yüzümü güldürdüler. Bir haftadan uzun süredir gezen ben hala gezme hevesindeyim ya. Ne diyeyim kendime bilemedim.



Kınık köyünde henüz olgunlaşmamış son ayçiçekleri.




Kınık köy çeşmesinin hemen yanında bulunan bu kuyu 1937 yılında yapılmış. Yıllara meydan okumuş bu kuyu artık kullanılmıyor. Bu çiçek de testi aldığımız dükkanın ön bahçesinden.

8 Ağustos 2010 Pazar

Ben Bir Küçük Cezveyim



Ben bir küçük cezveyim, Köşe bucak gezmeyim.
Yapmış olduğumuz tatili ifade etmeye uygun en uygun sözlerden biri bu olur sanırım. Gittiğimiz her yerde köşe bucak bırakmadan gezdik zamanımız yettiğince. Evlenmeden önce yapacağımız tatilleri planlamak genelde babama düşerdi. Evlendikten sonra da ilk sene yoğun iş temposu, ardından hamilelik süreci, doğum falan derken kısacık hafta sonu kaçamaklarımızı saymazsak doğru dürüst tatil yapamadık eşimle. Bu sene iş güç durumlarının uygun olması, bebeğimizin artık bizimle tatil yapabilecek kadar büyümesi vb. durumlarla uzun bir tatil yapmaya karar verdik. Ben uzun uzun planlar yaptım. Araştırdım soruşturdum. Biraz merak biraz tedirginlikle çıktık yola. Her ayrıntıyı hesap etmiştim. Ciddi bir aksilik olmadıktan sonra kimse bizi yolumuzdan alıkoyamazdı. Bu aksiliklerin başında aklıma gelen en olası durum bebeğimizin hasta olmasıydı. Neredeyse mobil bir tatil planladığımız için hastalık durumunda tatilimizin geri kalanı otomatik olarak iptaldi.
Hemen şunu söyleyeyim ki sorunsuzca gittik geldik şükür.Uyku ve yemek düzeninde bazen aksamalar olduğunda biraz bunalttı bizi ufaklık. Onun dışında maşallah çok güzel bir tatil yaptık.
Sapanca ile başladı tatilimiz. Cumartesi sabahı yola koyulduk. Kahvaltı molası dışında durmaksızın Sapanca'ya kadar geldik. Ankara'nın kuru havasına alışık bizler karşılaştığımız nem karşısında yapış yapış olduk. Bir an acaba yanlış mı yaptık Sapanca'ya gelmese miydik gibi fikirler aklımızdan geçmedi değil. Kalacağımız yere eşyalarımızı bırakıp başladık gezimize.
Önce Kartepe'ye gittik. Burada Aşıklar Tepesi ve Geyik Alanı var. Bir de TV Kulesi. Havası şehrin içine nazaran daha serin ve esintiden dolayı da ferahlatıcıydı.
Kartepe Sapanca Gölü'nü tepeden görüyor. Göl ve şehir manzaralı bir çok restaurant yol üzerinde hizmet veriyor. Bizim ilgimizi ise bu virajda gördüğümüz ağaç çekti. Bu ağaç gibi yüksek onlarca ağaç mevcut orada. Virajlı yollarından dolayı zirveye tırmanmak için zaten hız yapamadığımızdan ötürü etrafı izlemek için bol vaktimiz oldu. Çiçekler, böcekler, kelebekler... Gerçekten izlenmeye değer. Burada biraz vakit geçirdikten sonra acıkmaya başladığımızı hissedip Kırkpınara kadar geldik. Burada göl kıyısında bir restaurant var. Kıyı restaurant. Gerçekten güzel düşünülmüş bir mekan. İnternette araştırırken güzel olduğuna dair kapılmış olduğum his yanlış değilmiş gerçekten. Göl kıyısı bulmuşken yemek sonrası kahvelerimizi de yudumlayarak oradan ayrıldık.
Akşam olduğunda sahil yoluna giderek burada çay bahçesinde oturduk. Oğlumuz mısır yedi ilk defa.Mısırcı amca bahçesinden toplamış mısırları. GDO lu değildir diye ümit ederek yedik mısırımızı.






Kartepe Zirvesi'nin bize sürprizi bu güzel canlılar.




Sahil yolunda yürüyüş yaparken neden atıldığını anlayamadığımız havai fişekler bize eşlik etti. Sebebi çok da mühim değil doğrusu. Yakından izlenen havai fişek gösterilerine oldum olası bayılmışımdır.


Gösteriden sonra yorulmuş bir şekilde konaklayacağımız yere geldik. Böylelikle tatilimizin ilk günü tamamlanmış oldu. Arkası yarın :)

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Hafta Sonu Tatili

Hafta sonumuz cuma akşamından başlayan mini tatilimizle çok keyifli geçti. Önümüzdeki hafta yapacağımız tatille ilgili de az çok fikir vermiş oldu. Çocukla tatil yapmaya alışık değiliz. Malum; yıllardır çocuklu değiliz. Haliyle çocukla tatil kavramı yeni. Bir de nahoş tecrübe sahibiyiz. Yılbaşı tatilinde kaldığımız otel güneyde olmasına rağmen bebeğimizi hasta etmeyi başarabilmiş; beş günlük tatilin büyük bir kısmını odamızda geçirmek zorunda kalmıştık. O nedenle tatil deyince önce bir duraksıyorum. Havalar hayli sıcak. O nedenle şimdi sıcağa karşı önlem almamız gerekecek.
Ailecek Bolu ve Amasra gezintisi yaptık. Ailecek kavramında bizim çekirdek ailemiz dışında annemler de dahil. Onların varlığı bana kendimi daha bir güvende hissettiriyor çocuklu bir anne olarak.

Ankara'dan çıktığımızda artık güneş batıyordu. Güneş bulutun arkasına saklanmış;
bize adeta görsel bir şölen sunuyordu


Etrafı gezmeye epey vaktimiz oldu. Denize bile girdik. O kadar yani.Yolda gördüğümüz sincap ve kaplumbağa da cabasıydı. İnsan doğayla pek fazla içiçe olmayınca bu tür hayvanları görünce şaşırıyor ister istemez. Kızılcahamam'la başlıyor çamlar. Her yer ağaç, çiçek, ot, böcek. İklim geçişi anında hissettiriyor kendini.

Cumartesi günü Amasra'ya gittik.Denize. Oğlum terastaki havuzundan alışık suya. Küçük büyük her türlü su birikintisi onu heyecanlandırmak için yeterli. Su gördü mü hemen atlayacak. Korkar mı acaba denizden diye tereddütle gittik ama neyse ki denizi çok sevdi.
İlk tereddüdümüzü atlatır atlatmaz ikincisi başladı. Acaba hasta eder miyiz diye. Allahtan bu konuda da korktuğumuz başımıza gelmedi. Denizin keyfini bir gün de olsa tam anlamıyla çıkarmış olduk.
Sincap öyle hızlı hareket ediyordu ki, fotoğraflamak ancak bu kadar netlikle mümkün olabildi. Boşa demiyorlar çabucak hareket edenlere 'sincap gibi' diye.
Pazar gününü köyde geçirdik. Dalından erik, ıhlamur ve dut toplayarak getirdik evimize.




Yolda giderken yolun tam ortasında rastladık bu kaplumbağaya. Yolun kenarına alıp bir de fotoğrafını çekip devam ettik yolumuza.







Kırda yürüyüş yaptık eşimle.Ortalık arılarla doluydu. Her çiçeğin üzerinde bir arı desem abartmış olmam.



Fındık dalları ilişti gözümüze. Fındıklar henüz tatlanmamışlar. Dalında fındık görünce süt fındık yiyebileceğim diye sevinirken sevincim kursağımda kaldı malesef.



Dönüşte kazlar bizi kapıda karşıladılar sağolsunlar :)




Uzun lafın kısası kısa tatil hepimize çok iyi geldi. Dinlendik, eğlendik.Daha ne olsun.