Deneme

Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2010 Pazartesi

Karagöl'de Sonbahar



Yıllardır Ankara'da olmama rağmen hala gezip görmediğimiz ne güzellikleri varmış da haberimiz yokmuş. Bu günlerde bu keşifler üzerindeyiz. Dün ailecek havanın da güneşli olmasından güç alarak Karagöl'e gitmeye karar verdik. Öğle saatlerinde çıktık yola. Yakın olduğunu düşünerek yanımıza hiçbirşey almadık ama gitmeye niyetli olanlar için hazırlıklı gidilmesinde fayda var. Yiyecek, giyecek ve bilumum piknik malzemeleri götürülebilir. Nasıl gideriz diye de düşünmeye hiç gerek yok. Havaalanı yoluna girdikten sonra levhaları takip ederek rahatlıkla ulaşılabiliyor çünkü. Yol şehir merkezinden Çubuk'a kadar 40 km, Çubuk'tan Karagöl'e de 30 km sürüyor.



Çubuk turşusuyla meşhur bir bölge. Giderken yol kenarlarında turşu tezgahlarını görmeniz mümkün. Geçerken ufak bir kavanoz ya da belki büyük bir kavanoz turşu almanızı tavsiye ederim. Bölge halkı turşularını kurduğu küçük salatalıkları da kendileri yetiştiriyormuş çünkü. Burada dalından meyve sebze satın almanız da pek tabi mümkün. Levhalarını bu şekilde hazırlayan bahçe sahipleri de mevcut Çubuk'ta.




Bir saate yakın virajlı bir yolculuk sonrası ulaşılıyor Karagöl'e. Yolun virajlı olması insanı biraz yorsa da gölün manzarası tüm o yorgunluğu üzerinden alıyor diyebilirim. Ağaçlar arasında, vadi içinde, küçük şirin bir gölcük. 15 dakikada etrafını turlayabilirsiniz. Çok sakin bir sonbahar günüydü bizim gittiğimizde. Göl civarında birkaç aileden ve makinasıyla gelmiş olan bir fotoğrafçıdan başka kimse yoktu etrafta. Ben de kameramı evde bıraktığıma hayıflanarak telefonumla birkaç kare çektim paylaşmak için.

Ortam gayet sakin ve sessizdi. Sanki doğada bir başınızaymışsınız hissi veriyordu. Oğlumun uyuyacağını düşünerek kitaplarımızı da alıp gelmiştik göl kıyısına; ancak oğlum bize sürpriz yaparak yol boyunca uyudu ve göle gelir gelmez uyandı. Karnımız da acıkmıştı. Karagöl'de yemek yiyebileceğimiz küçük de olsa bir yer bulmayı ümit ederek gelmiştik yolu. Ama ortamda sanki terk edilmiş bir hava vardı. Birkaç binadan hepsi ya kapalı ya da boştu. Biraz manzara seyredip etrafı gezindikten sonra tekrar arabamıza binerek yola koyulduk. Kısa da olsa güzel bir gezi oldu bizim için. Kış mevsiminde de manzaranın başka güzel olacağını düşünerek kar yağdıktan sonra tekrar Karagöl'e gelme niyetiyle ayrıldık Karagöl'den

22 Ağustos 2010 Pazar

Ankara'da Ramazan Etkinlikleri




Dün akşam eşimle birlikte Gençlik Parkı'nda düzenlenen Ramazan Eğlenceleri'ne katıldık. Normalde bu tür eğlencelere gidecek halimiz kalmıyor pek bu ramazanda. Yemekten sonra her ikimiz de halsiz oluyoruz.
Gençlik Parkı'na gitmemizin asıl nedeni, dün akşamki Ahmet Özhan konseriydi. Konser saat 22:00 de başladığı için evden erken çıkmamız gerekmedi.

Konser alanına vardığımızda ortalık cıvıl cıvıldı. Akrobasi gösterilerini izleyen onlarca insan meydanı doldurmuştu. Biz de hemen kendimize bir yer bulup gösterinin son kısmını izledik.
Konser saat tam 22:00 de başladı. Eşimle bu duruma çok sevindik. Evde teyzesiyle bıraktığımız oğlumuz adına idi en çok bu sevinç. Ayrıca takdir ettik konserin zamanında başlamasını sağlayan tüm görevlileri ve Ahmet Özhan'ı.


Organizasyon güzel düşünülmüş olmasının yanında bu tür bir konser için çok da uygun olmamıştı bize göre. Açık alan olmasının güzelliği etraftan giren çıkan bir sürü insan yüzünden gölgeleniyordu. Orda neler oluyor diye merak edenin girip çıktığı bir konser alanı çok da hoş değildi açıkçası. Yapılan hizmetin ücretsiz olmasına bağladık en sonunda durumu. Ama bence organizasyon daha iyi yapılabilirdi.

Bu kadar şikayet eder modda olduğuma bakmayın. Konser gerçekten güzeldi. Birbirinden güzel eserlerle kulaklarımızın pası silindi. Bir buçuk saatlik konserin ardından evimize hoş duygular içerisinde döndük.
Aslında bu etkinlikler kapsamında her güne ayrılmış birbirinden değerli sanatçılar var. Evde bekleyen bıcırık olmasa en az birkaç tanesine daha katılmak isterdim ama bu sene için bir taneyle yetinmemiz gerekecek. Vakti müsait olanlar için güzel bir eğlence. Gidilmesini tavsiye ederim.

10 Ağustos 2010 Salı

Kınık Köyü



Bilecik'in Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık bir göçmen köyü. Temiz sokakları, sıvalı duvarlarıyla insanın içini okşayan bir köy burası. Bulgaristan'dan göç eden halk beraberinde çömlekçilik sanatını da getirmiş. Bu şirin köyden bahsedecek olmamın benim açımdan önemi köyün geçim kaynakları arasında bulunan çömlekçilik.



Burada birbirinden güzel ürünler bulmak mümkün. Topraktan yapılabilecek ne varsa yapmışlar. Güveç, testi, çaydanlık, saksı ve pek çok çeşit süs eşyası. Buradan bir yemek bir de yoğurt için iki boy güveç, kendime ve yakınlarıma hediye etmek üzere de birkaç farklı boyda testi alarak köyün merkezinden ayrıldık.



Köyden çıktıktan hemen sonra gördüğümüz leylek sürüsünden bir kare. Önce üzüldüm leylekleri havada göremedim diye ama hemen sonrasında havalanmaya başlayan leylekler yüzümü güldürdüler. Bir haftadan uzun süredir gezen ben hala gezme hevesindeyim ya. Ne diyeyim kendime bilemedim.



Kınık köyünde henüz olgunlaşmamış son ayçiçekleri.




Kınık köy çeşmesinin hemen yanında bulunan bu kuyu 1937 yılında yapılmış. Yıllara meydan okumuş bu kuyu artık kullanılmıyor. Bu çiçek de testi aldığımız dükkanın ön bahçesinden.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Ve İstanbul



İstanbul... Hareket noktamız. Her semti ayrı bir güzelliğe matuf. Ağlayanı bile bahtiyar bir kent.
Tatil planı yaparken İstanbul'a iki günümüzü ayırdık. Gezmek için tabi ki yetmez ama belli başlı gitmek istediğimiz yerlere gitmek için yeterli bir zaman.
Anadolu Kavağı ile başladık turumuza.Anadolu Kavağının girişinde Cenevizlilerden kalan Yoros Kalesini gezerek iskeleye kadar indik. Burada sahil boyunca lokantalar mevcut. Deniz kenarında bir masada lüferlerimizi yedik martıları seyrederek. Yemek yediğimiz yerin hemen yanındaki sandalı da hatıra niyetine fotoğrafladım. Anadolu Kavağında yaşayan insanlar zevk ve estetik sahibi diyerek düşünmeye sevketti beni gördüğüm evler. Pek çoğunun penceresinde çiçekler camlarında nakış ya da dantel elişi perdeler tüller. İnsanın emek verdiği hangi iş güzel olmuyor ki? Yeter ki içine sevgisinden eklesin.
Anadolu Kavağından çıktıktan sonra Yuşa A.S. Kabrini ziyaret ettik. Ardından Beykoz Kasrına gittik. Tadilat nedeniyle ziyarete kapalı olduğunu öğrenerek gezemeden yolumuza devam ettik. Sıradaki durağımız Hidiv Kasrı idi. Burayı gezerken Osmanlı'nın ihtişamını hayal etmeye çalıştım. Ne hayatlar akıp geçti buradan. Taşlar duvarlar bir dile gelse konuşsa bizlere neler anlatırdı acaba. Bu kargalar da Hidiv Kasrının şu anki sakinlerinden. Bahçede öyle güzel duruyorlardı ki. İnsanlardan da kaçmıyorlar. Bir an acaba heykel mi diye geliyor insanın aklına. O derece sakinler yani.
Hidiv Kasrından sonra ki durağımız Mihrabat Korusu. İstanbul Kanlıca manzaralı bir mesire alanı. Burada oğlumuz bizimle birlikte balık yemediği için balık çorbası içirdik. Güzel oldu. İçime sindi. Çorba gayet lezzetliydi. Ben meşhur Kanlıca yoğurdu yedim burada.
Günümüzün büyük bir kısmı bitmişti. Gün batmaya yakındı. İstikamet Salacak iskelesi. Buradan Kız Kulesi seyri. Tam da gün batımına denk geldi. Gerçekten izlenmeye değerdi. güneş tamamen gözden kaybolana kadar sahilde oturduk. Çekirdek çitledik. Kabuklarımızı yere atmadık.Artık gün iyiden iyiye bitmiş yerini akşama bırakmıştı. Konaklayacağımız yer Üsküdarda idi. Girişimizi yapıp biraz vakit geçirdikten sonra Çamlıca Tepesine doğru yola koyulduk. Aşırı kalabalıktı. Bu kadar kalabalık olacağını tahmin etmiyordum. Neredeyse yürümek bile zorlaşıyordu zaman zaman. Her zaman mı böyleydi yoksa bizim şansımız mı orası bilinmez artık.
Gece boğaz manzarası da ayrı bir güzel oluyor. Gezdik gördük. Çayımızı içerek gezilecek yerlerimizi bitirmenin huzuruyla kalacağımız yere döndük.
Sabah erkenden uyandık. Üsküdar'da sabah kahvaltısının ardından feribotla Avrupa yakasında geçtik. Kalacağımız yer Cankurtaran'da idi. Öncelikle buraya gelerek giriş yaptık. Ardından Pierre Lotti'ye giderek burada Haliç'e karşı çaylarımızı yudumladık. Niyetimiz öğleden sonra Topkapı Sarayı'nı gezmekti. Ancak salı günleri kapalı olan saraya salı günü gelmiştik. Zaten pazartesi günü kapalı olan Beylerbeyi Sarayına da pazartesi günü giderek girememiştik. Bu gezimizde saray gezmek nasip değilmiş diyerek Sultanahmet Camiine doğru devam ettik. Tadilat çalışmalarından ötürü caminin içerisine giremedik. Kanuni sultan Süleyman ve Hürrem Sultanın Kabirlerini gezerek Beyazıt Meydanına vardık. Burada Sahaflar Çarşısını gezdik. Ardından Kapalı Çarşı'yı gezdik. Sultanahmet köftecisinde köftelerimizi de yiyerek kalacağımız yere dönüş yaptık. Akşam kısa bir süre de olsa sahil kenarında oturarak kısa İstanbul serüvenimizi sonlandırdık.

Ey Gidi Karadeniz


Sabah erkenden uyandık. Kahvaltı dahi etmeden çıktık yola. Sapanca'daki nemden biran evvel kurtulalım ve denize doğru yol alalım diye. Karadeniz kıyısında Sapancaya 90 km. uzaklıkta Kefken'e gittik. Denizinin ve plajının methini duymuştum. Kandıra üzerinden Kefken'e vardık. Yol manzara açısından güzeldi. Karadenizin yeşilliğiyle gözlerimizi epeyce dinlendirdik. Plaj hayli kalabalıktı. Çok iyi bir düzen de yoktu. Soyunma kabini yoktu zaten. Duşlar da girilemeyecek kadar kötüydü. Bunun üzerine Ağva'da kalacağımız otele kadar geldik duş için. Deniz suyunun vucudumuzu rahatsız edeceğini düşünüyordum ama öyle olmadı. Kefken-Ağva arası ulaşım çift şeritli dar bir yoldan sağlanıyor. Manzara müthişti. Pek çok kişi bize Kandıra üzerinden gitmemiz konusunda tavsiyede bulunsa da biz sahil yolunu seçtik. Gayet de memnun kaldık. Navigasyonumuz olmasa buna cesaret edebilir miydik bilmiyorum. Gerçekten büyük nimetmiş şu navigasyon. Bunu yolculuğumuz boyunca defalarca konuştuk eşimle. Ağva'ya varmamız bir saat sürdü. Hemen odamıza yerleştik. Baba oğul havuza girdiler. Ben biraz dinlendim. Ardından Ağva içinde gezinti yaptık. Deniz Fenerinin dibinde gün batımını seyrettik. Hava güzeldi. Nehir kıyısında akşam yemeği yedik. Oğlumuz da yemeğini yemiş ve arabasında uyuyakalmıştı.
Ağva beklentimizden küçük geldi gözümüze. Sahilde denize giren insanlar vardı. Ama Kefken macerasından sonra denizde gözümüz olmadığından hiç yakına gidip de bakmadık nasıl diye. Küçüklüğüne oranla pahalı bir mekan Ağva. Bunun en önemli sebebi İstanbul'a yakın olması ve buradan gelen turist akını. Kalite açısından da beklentimizi karşılamadı diyebilirim. Bir gece Alesta Butik otelde kaldık. Nehrin kenarı olması dışında hiçbir güzelliğini göremedim diyebilirim. Geç saatlere kadar Ağva sokaklarında gezdik. Tabi bu geç saat terimi çocuklu bir bayana göre saat 10 civarı oluyor. Yorgunluktan kapanan gözlerle döndük odamıza. Ama uyuyabilmemiz ne mümkün. Arabasında uykusunu alan oğlumuz bize güzel bir sürpriz yaparak iki saat kadar bize tabiri yerindeyse mum tutturdu. İkinci günümüz de bu şekilde sonlandı.
Sabah erkenden uyanarak toparlandık. Babamız eşyaları arabaya indirirken biz de oğlumla kahvaltıya başladık. Malum birlikte kahvaltı etmesi uzun sürüyor oğlumla. Kaldığımız yerde mama sandalyesi de yoktu. Bebek yatağı da yoktu. Buradaki otellerin pek çoğunun büyük bir eksiği bu. Beğenmedim açıkçası. Fiyatlarla kalite hiç de orantılı gitmiyor. Kaldığımız yerin tek güzel yanı havuzuydu. Diğer otellere de göz attım. Bizim kaldığımızdan çok da farklı değiller. Sadece nehrin başladığı yerde bir otel var o biraz daha iyi görünüyordu. Umarım zamanla daha güzel olur diyerek kahvaltıdan sonra Ağva'dan ayrıldık.

8 Ağustos 2010 Pazar

Ben Bir Küçük Cezveyim



Ben bir küçük cezveyim, Köşe bucak gezmeyim.
Yapmış olduğumuz tatili ifade etmeye uygun en uygun sözlerden biri bu olur sanırım. Gittiğimiz her yerde köşe bucak bırakmadan gezdik zamanımız yettiğince. Evlenmeden önce yapacağımız tatilleri planlamak genelde babama düşerdi. Evlendikten sonra da ilk sene yoğun iş temposu, ardından hamilelik süreci, doğum falan derken kısacık hafta sonu kaçamaklarımızı saymazsak doğru dürüst tatil yapamadık eşimle. Bu sene iş güç durumlarının uygun olması, bebeğimizin artık bizimle tatil yapabilecek kadar büyümesi vb. durumlarla uzun bir tatil yapmaya karar verdik. Ben uzun uzun planlar yaptım. Araştırdım soruşturdum. Biraz merak biraz tedirginlikle çıktık yola. Her ayrıntıyı hesap etmiştim. Ciddi bir aksilik olmadıktan sonra kimse bizi yolumuzdan alıkoyamazdı. Bu aksiliklerin başında aklıma gelen en olası durum bebeğimizin hasta olmasıydı. Neredeyse mobil bir tatil planladığımız için hastalık durumunda tatilimizin geri kalanı otomatik olarak iptaldi.
Hemen şunu söyleyeyim ki sorunsuzca gittik geldik şükür.Uyku ve yemek düzeninde bazen aksamalar olduğunda biraz bunalttı bizi ufaklık. Onun dışında maşallah çok güzel bir tatil yaptık.
Sapanca ile başladı tatilimiz. Cumartesi sabahı yola koyulduk. Kahvaltı molası dışında durmaksızın Sapanca'ya kadar geldik. Ankara'nın kuru havasına alışık bizler karşılaştığımız nem karşısında yapış yapış olduk. Bir an acaba yanlış mı yaptık Sapanca'ya gelmese miydik gibi fikirler aklımızdan geçmedi değil. Kalacağımız yere eşyalarımızı bırakıp başladık gezimize.
Önce Kartepe'ye gittik. Burada Aşıklar Tepesi ve Geyik Alanı var. Bir de TV Kulesi. Havası şehrin içine nazaran daha serin ve esintiden dolayı da ferahlatıcıydı.
Kartepe Sapanca Gölü'nü tepeden görüyor. Göl ve şehir manzaralı bir çok restaurant yol üzerinde hizmet veriyor. Bizim ilgimizi ise bu virajda gördüğümüz ağaç çekti. Bu ağaç gibi yüksek onlarca ağaç mevcut orada. Virajlı yollarından dolayı zirveye tırmanmak için zaten hız yapamadığımızdan ötürü etrafı izlemek için bol vaktimiz oldu. Çiçekler, böcekler, kelebekler... Gerçekten izlenmeye değer. Burada biraz vakit geçirdikten sonra acıkmaya başladığımızı hissedip Kırkpınara kadar geldik. Burada göl kıyısında bir restaurant var. Kıyı restaurant. Gerçekten güzel düşünülmüş bir mekan. İnternette araştırırken güzel olduğuna dair kapılmış olduğum his yanlış değilmiş gerçekten. Göl kıyısı bulmuşken yemek sonrası kahvelerimizi de yudumlayarak oradan ayrıldık.
Akşam olduğunda sahil yoluna giderek burada çay bahçesinde oturduk. Oğlumuz mısır yedi ilk defa.Mısırcı amca bahçesinden toplamış mısırları. GDO lu değildir diye ümit ederek yedik mısırımızı.






Kartepe Zirvesi'nin bize sürprizi bu güzel canlılar.




Sahil yolunda yürüyüş yaparken neden atıldığını anlayamadığımız havai fişekler bize eşlik etti. Sebebi çok da mühim değil doğrusu. Yakından izlenen havai fişek gösterilerine oldum olası bayılmışımdır.


Gösteriden sonra yorulmuş bir şekilde konaklayacağımız yere geldik. Böylelikle tatilimizin ilk günü tamamlanmış oldu. Arkası yarın :)

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Hafta Sonu Tatili

Hafta sonumuz cuma akşamından başlayan mini tatilimizle çok keyifli geçti. Önümüzdeki hafta yapacağımız tatille ilgili de az çok fikir vermiş oldu. Çocukla tatil yapmaya alışık değiliz. Malum; yıllardır çocuklu değiliz. Haliyle çocukla tatil kavramı yeni. Bir de nahoş tecrübe sahibiyiz. Yılbaşı tatilinde kaldığımız otel güneyde olmasına rağmen bebeğimizi hasta etmeyi başarabilmiş; beş günlük tatilin büyük bir kısmını odamızda geçirmek zorunda kalmıştık. O nedenle tatil deyince önce bir duraksıyorum. Havalar hayli sıcak. O nedenle şimdi sıcağa karşı önlem almamız gerekecek.
Ailecek Bolu ve Amasra gezintisi yaptık. Ailecek kavramında bizim çekirdek ailemiz dışında annemler de dahil. Onların varlığı bana kendimi daha bir güvende hissettiriyor çocuklu bir anne olarak.

Ankara'dan çıktığımızda artık güneş batıyordu. Güneş bulutun arkasına saklanmış;
bize adeta görsel bir şölen sunuyordu


Etrafı gezmeye epey vaktimiz oldu. Denize bile girdik. O kadar yani.Yolda gördüğümüz sincap ve kaplumbağa da cabasıydı. İnsan doğayla pek fazla içiçe olmayınca bu tür hayvanları görünce şaşırıyor ister istemez. Kızılcahamam'la başlıyor çamlar. Her yer ağaç, çiçek, ot, böcek. İklim geçişi anında hissettiriyor kendini.

Cumartesi günü Amasra'ya gittik.Denize. Oğlum terastaki havuzundan alışık suya. Küçük büyük her türlü su birikintisi onu heyecanlandırmak için yeterli. Su gördü mü hemen atlayacak. Korkar mı acaba denizden diye tereddütle gittik ama neyse ki denizi çok sevdi.
İlk tereddüdümüzü atlatır atlatmaz ikincisi başladı. Acaba hasta eder miyiz diye. Allahtan bu konuda da korktuğumuz başımıza gelmedi. Denizin keyfini bir gün de olsa tam anlamıyla çıkarmış olduk.
Sincap öyle hızlı hareket ediyordu ki, fotoğraflamak ancak bu kadar netlikle mümkün olabildi. Boşa demiyorlar çabucak hareket edenlere 'sincap gibi' diye.
Pazar gününü köyde geçirdik. Dalından erik, ıhlamur ve dut toplayarak getirdik evimize.




Yolda giderken yolun tam ortasında rastladık bu kaplumbağaya. Yolun kenarına alıp bir de fotoğrafını çekip devam ettik yolumuza.







Kırda yürüyüş yaptık eşimle.Ortalık arılarla doluydu. Her çiçeğin üzerinde bir arı desem abartmış olmam.



Fındık dalları ilişti gözümüze. Fındıklar henüz tatlanmamışlar. Dalında fındık görünce süt fındık yiyebileceğim diye sevinirken sevincim kursağımda kaldı malesef.



Dönüşte kazlar bizi kapıda karşıladılar sağolsunlar :)




Uzun lafın kısası kısa tatil hepimize çok iyi geldi. Dinlendik, eğlendik.Daha ne olsun.

23 Temmuz 2010 Cuma

Abbas Yolcu


Kaynaşlı-Düzce
Yeni yerler görme zamanı...
Kısa bir mola, güzel bir dinlence inşallah.
En kısa zamanda yeni karelerle görüşmek üzere.







20 Temmuz 2010 Salı

Tatil Planı

Bugün itibariyle tatil rotamız netleşmiş ve kalacağımız yerler ayarlanmış oldu. İlk kez bir tatil için bu kadar kafa yordum; bu kadar çok plan yaptım. Tatilimiz günübirlik geziler şeklinde her gün bir yerde konaklama şeklinde geçecek. Ankara'dan başlayıp Sapanca, Ağva, İstanbul, Bursa ve Ankara.
Bebek sahibi olduktan sonra ilk zamanlar hayatın gerçekten çok zor oalcağını düşünürdüm. Gezmek, eğlenmek, kendime zaman ayırmak artık lüks olacak gibiydi. Kısmen yanılmış sayılmam. Eskiye göre hayatım daha yoğun. Ama zaman da ona göre ayarlanıyor bir şekilde.
Umarım bu tatil beklediğimizden de güzel geçer. Eğer bu tatili güzel bir şekilde geçirebilirsek bundan sonra tatil yapmak çok daha kolay gelecek gözüme.

9 Temmuz 2010 Cuma

Gezi Planı

Ankara'dan başlayıp İstanbul'a uzanacak bir gezi planlıyoruz. Nerelerde mola verebiliriz? Yol üzerinde sevdiğiniz uğrak mekanlar var mı? Bana fikir vermek ister misiniz?