Deneme

Doğal Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğal Doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2011 Çarşamba

Doğuma Yaklaşırken

Doğumumun yaklaşmasıyla birlikte 'normal doğum yapabilecek miyim?' sorusuna daha bir odaklanır oldum. Yaklaşık bir aylık bir süre kaldı kızımla kavuşmamıza. Hem o hem de ben en sağlıklı şekliyle yaşamak istiyoruz bu süreci. Onun adına ben öyle düşünüyorum en azından :)
İlk doğumum hiç istemediğim halde sezeryanla sonuçlanmıştı. Bu doğum için aynı şeyler olmayacak inşallah. Deneyimler ve tedbirler sayesinde normal olacak umarım herşey.
Benim gibi ilk doğumunu sezeryanla yapmış ama sonrasında yine de normal doğum yapmak isteyen hanımlar, sezeryana mecbur değilsiniz. Herşeyden önce bunu bilip vücudunuza inanıp, sonuna kadar gitmeniz gerektiğini bimeniz gerekiyor. Yahoo'da bu konuda oluşturulmuş güzel bir grup var. İhtiyacı olanlara her türlü bilgi ve destek buradan sağlanabilir.

Adresi:   http://health.groups.yahoo.com/group/ssvd/

Her zaman normal doğumdan yana olmama rağmen şartlar her zaman bizden yana olmuyor maalesef. Çeşitli nedenlerle gerçekleşen mecburi sezeryanlar tabi ki gerekli ve iyi ki var ama doğum normal bir süreç ve bırakalım öyle kalsın. Tıbbi açıdan risk oluşturmadığı sürece bu olayı en güzel haliyle doğal seyrinde yaşayalım inşallah.

13 Ağustos 2010 Cuma

Anne, İş, Ev vs. vs.

Bu günlerde okuduğum pek çok yazıda, gazetede, dergide, gündemde annelik-doğum konusuyla karşılaşır oldum. Özellikle doğal doğum süreciyle alakalı bilgiler içeriyor bu yazılar. Algıda seçiciliğim mi arttı diyeceğim ama zannetmiyorum. Pek çok anne eskisine göre çok daha bilinçli. Doğruları öğrenip kendini istediği şekilde doğum-annelik sürecine hazırlamaya. Hazır etrafta pek çok anne/ anne adayı varken ben de kendi deneyimlerimi paylaşayım istedim.
Kendimi anne olmaya ne zaman hazır hissettim bilmiyorum. Hatta hazır hissettim mi ondan da hiç emin değilim. Evliliğimizin 13. ayındaydık gebeliğimi farkedeli.
Hızlı yaşadım o zamana kadar pek çok şeyi. Şartlar öyle gerektirdi. Okul biter bitmez (hatta nerdeyse bitmeden başlayan) iş hayatı koşturmacası, iş düzenim oturmadan evlilik hayatımın başlaması beni kendime daldan dala konan bir kuş gibi hissettirdi. Birini tam rayına oturtamadan diğeri çıkıyordu şapkadan. Derken şapkadan son çıkan bebek oldu. Bu şekilde bir yaşam benim ve eşimin ortak kararıydı. Şikayetçi değilim yani yanlış anlaşılmasın.
Bir bebek sahibi olmayı evliliğimizin birinci yılı sonlanırken istemeye başladık. Zamanı hakkında bir plan yapmamıştık ama çok uzaklarda değildi bu zaman. İnsanın etrafında deneyimli birilerinin olup da ona yol göstermesi çok güzel birşey. Bana yol gösteren biri olmadı hamilelik ve doğumla alakalı. Hamile olduğum günden itibaren gebelik ve annelikle ilgili bulduğum her yazıyı okudum, her deneyimi dinledim. Elimden geldiğince kendimi yetiştirdim.
Bebek doğana kadar herşey iyi sayılırdı. Doğumdan sonra pek çok şeyin dengesi değişiverdi. Bense bu dengeyi kurmakta zorlanmaya başladım. Kendime zaman ayıramayan biri oldum çıktım. Her telefon konuşmamda arayan hangi arkadaşımsa ona dediğim cümle : ''Her şey yarım; ne tam bir anne, ne tam bir iş kadını ne de tam bir eş olamıyorum.'' Olamıyordum. Heryere yetişmeye çalışıyor ama hiçbirini tam anlamıyla yetiştiremiyordum. Yıpranıyordum her geçen gün ve yıpratıyordum da. Bana herşeyin üstesinden tek başıma gelemeyeceğimi hatırlatan eşime kızıyordum bir de üstelik.
Önceleri bir tek ben böyleyim zannediyordum. Sonra sonra etrafımda benim deneyimlerimi yaşayan arkadaşlarım çoğaldıkça, anladım ki bir kadın iş-ev-çocuk arasında gidip geliyorsa gerçekten çok zor durumda. Ona yardım gerekli. Burdan bana yardımcı almam konusunda ısrar eden eşime o zamanlar karşı çıkıyor olsam da bugün anlıyorum ki her anneye bir yardımcı şart. O zamanlar neden mi karşı çıkıyordum eşime. Çünkü ben herşeyi kendim yapacaktım. Ben bir super woman'dım. Tabi ki heryere yetişemedim. Bazen tökezledim yürüdüğüm yollarda. Aslında bir yardımcıdan daha çok bir ara şart. Bir mola. Herşeyden elini eteğini çekip bebeğiyle istediği gibi ilgilenmesi için ona uzun bir mola şart bence. Kendiyle ve hayatla da tabi. Hiç kimsenin zamanından çalmadan, Gözü arkada kalmadan eksik birşeyler kaldı mı diye. Sadece önüne bakıp anı yaşamasına müsade edilmeli.
Gün oldu devran döndü. Çalışma hayatına ara verdim. Bana tabiri yerindeyse ilaç gibi geldi. Ben işkolik bir kadın değilim.Ama çalışıyorken işlerimi halletmeden de rahat edemezdim. Özellikle anne olduktan sonra evde olup evde çalışmak, bebeğimle ilgilenmek, kendime zaman ayırmak, kitap okumak, müzik dinlemek, kek çırpmak, toz almak bile bana çok iyi geldi doğrusu. Daha ilgili, daha sakin, daha anlayışlı oldum. Dışarı çıktım bol bol. Gün yüzü gördüm diyebilirim uzun zaman sonra özgürce. Özgürce dolaştım sokaklarda. Yarın iş var derdi olmadan, sabah erkenden sıcak yuvamdan gitmek zorunda olmayışım beni hayli keyiflendirdi.
Şimdi bir yol ayrımındayım. Yeniden çalışmakla çalışmamak arasında. Keşke annelik de bir meslek kabul edilse de bizlere işe gitmeden maaş verilse :D Tek sorumluluğumuz can parçamız evladımız olsa. Daha doğumumun üzerinden bir ay geçmeden çalışmaya başlamak zorunda kaldığımdan mıdır nedir çok içerliyorum çalışan annelere. Ve çalışan anne bebeklerine. En az iki sene anne ve bebek birarada olmalı hergün. Çocuk anne kokusunu doya doya çekmeli içine. Anne de anne olduğunu hissetmeli.
Doğumdan 20 gün sonra yani neredeyse ayaklanır ayaklanmaz başladım çalışmaya. İş ortamım zorlayıcı değildi ama bebeğimden ayrı kalmak beni bayağı zorladı. Kendimi anne gibi hissedemedim. Sabah akşam emzirmelerimiz dışında oğlumla o kadar yabancıydık ki. Farkedemedim geçen zamanı. Bu günlerde bana düşkünlüğünün nedenini. Benden ayrılmak istemeyişini. Son altı aydır sürekli beraberiz şükür. Anne olmanın tadına ancak varabildim diyebilirim. İnsan yaşamayınca hissetmiyor. Görmediği şeyin varlığını da kaybını da düşünmüyor. Ben o günlerde nasıl hissetmemişim bunları diyorum şimdilerde.

12 Ağustos 2010 Perşembe

Doğum Üzerine

Geçen hafta rutin kontroller için hastaneye gittim. İçerideki hastanın çıkması için beklemeye başladım. Bu sırada başka bir doktor yanımda oturan bayana yaklaştı ve
''Hadi. Odan hazır. Sen hala oturuyorsun. Keseceğiz.'' dedi ve gitti.
O an vücüdümdaki tüm kan beynime sıçradı sanki. Bayana sordum. Sezeryan olacakmış.
''Acil bir durum mu var, neden sezeryan'' dedim. ''Hayır, yok.40. haftam doldu.'' dedi. ''Sizin yerinizde olsam ikinci bir doktora giderdim.'' dedim. Bayanın doktoru tekrar geldi o sırada.
''Hadi. Hala ne duruyorsun. Zor oda bulduk zaten.'' dedi ve hemşireye direktif verdi.
''Ameliyathaneyi hazırlayın. KESECEĞİZ.''
Bayan yanındaki refakatçisiyle birlikte alel acele gözden uzaklaştılar. O sırada ben de doktorumun odasına girdim. Durumdan bahsedip çok sinirlendiğimi söyledim. Yorum yapmadı. Belki de haksızca buldu bu öfkeyi!
Bu günlerde okuduğum bir kitap var 'Doğal Doğuma Doğru' adında.20 annenin normal doğum hikayeleri anlatılmış kendi anlatımlarıyla. Bu kitabı okurken annelerin çabalarına hayran kaldım ve kendim adına üzüldüm. Ben bu kadar gayret göstermedim diye.
Kitabın arkasından birkaç söz:
''Biz anneler, içinden kıymetli bir hediyenin bozulmadan, bir an önce çıkarılması için kesilmesi, yırtılıp buruşturulması gereken bir ambalaj kağıdı değiliz. Dünyaca ünlü ebe Ina May Gaskin'in dediği gibi ' Eğer bir kadın, doğum yaparken tanrıça gibi görünmüyorsa,etrafındakilerden yeterince destek görmüyor demektir.' Buna birşey daha eklenebilir: Etrafındakiler destek yerine, aslında köstek oluyorlar demektir.
''Bize en çok destek olabilecek kişileri bulmak da, yine kendimize düşüyor. Eğer 'cici kız' olmayı hayatta ilk kez bir kenara bırakacaksak, işte size en uygun zaman! Kuzu kuzu doğum masasına yatmak yerine, dişi aslan kesilip de doğurmak gerek.''
Beni gerçekten yaralayan bir söz. Ben hayatta hemen hiç cici kız olmadım. Her zaman güçlü olandım. Serttim, tuttuğumu koparmadan bırakmazdım. Ne olmuştu, nasıl olmuştu da doğumum bu şekilde sonlanmıştı bilmiyorum.
Ben seçmedim sezeryan olmayı. O kadar odaklanmıştım ki normal doğuma. İkinci bir alternatifim yoktu kendimce. Herşey yolundaydı şükür. Ne demekti sezeryan? Doğru dürüst araştırmamıştım bile. Bilmediğim pek çok noktayı doğumdan sonra öğrendim malesef. O kadar hazırlıksızdım yani.
Doğumumun üzerinden bir seneden fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hala acabalar dolanıyor kafamda.
-Acaba yeterince bilgili değil miydim?
-Acaba doktora fazla mı güvendim?
-Acaba haftalar mı yanlış hesap edildi, beklemeli miydim, beklesem kendi kendine başlar mıydı doğum?
Bu acabalar kafamda dolandıkça farkediyorum ki, sezeryan bilinç altımda derin bir iz olarak kalmış. Kesik izleri gibi orada öyle duruyor. Acımasa da dokundukça varlığı hissedilen türden garip bir duygu. İyileşmiyor. O nedenle her gördüğüm bayana normal doğumu denemesi konusunda ısrar ediyorum.
Belki de gerçekten gerekliydi sezeryan. Bilemiyoruz. Bugün üzüldüğüm tek nokta doktorumu sorgulamamak, ona koşulsuz güvenmek. Keşke ikinci bir doktora daha gidip, bebeğin durumu nasıl öğrenerek gerçekten gerekliyse ondan sonra sezeryan olsa idim. Ama artık daha bilinçliyim. Benimle aynı deneyimi yaşamış insanların karşılaştıkları sorunları ve çözümlerini çok daha iyi biliyorum.
Bir kere doğum süreci bir hastalık değil. Kendiliğinden başlayabilen, işaretleri olan, Allah'ın bize bir lütfu.
Doğum öyle dakikalarla sınırlı değil, bebekte ya da annede acil durumların oluşması ihtimali çok düşük, saatler belki de günler süren bir süreç.
En önemlisi, anne ve bebek için bir ömür boyu etkileyecek kadar önemli ve tekrarı olmayan bir deneyim.
Bu bilgilerin hepsini doğumdan önce teorik olarak biliyordum ama süreç başladıktan sonra herşey uçup gitti sanki aklımdan. Doktorun önemi burda. İnsanı teskin edecek, durumundan haberdar edecek, acele ettirmeyecek.
Bundan sonra normal doğum hakkında herkesin daha bilgili olması için daha fazla yazı yazmayı düşünüyorum. Bir de sezeryan sonrası normal doğum var ülkemizde çok yaygın olmasa da yapılabilen. Bu konu da da ileride deneyimlerim olursa burda paylaşabilirim. Belki birine bir faydam dokunur diye bu çaba.